Bugün bünyede bir bilgi pıtırcıklığı, bir sinerji enerjisi, bir pragmagma hönkürmesi vuku buluyor. İnterneti ne için kullandığımı yazacağım ve sizlerin de ne için kullandığınızı merak ediyorum. Bilmediklerimizi bildiklerimizle bir değiş tokuş edelim. Kendimizi geliştirelim, topluma faydalı bireyler olalım, küçüklerimizi koruyalım, büyüklerimizi sevelim, ne mutlu internet kullanıcısıyım diyene!
-Bankacılık işlemlerimi internet üzerinden gerçekleştiriyorum. Hatta faturalarımı bile internet bankacılığı üzerinden kredi kartıma bağladım. İnternetle doğrudan ilgisi yok ama bu faturaların otomatik ödemeye alınması olayını açmak istiyorum. Hazır sevgi kelebeği olmuşken daldan dala konmakta sakınca görmüyorum. Faturalarınızı bankalarda otomatik ödemeye üç türlü alabilirsiniz. Birincisi bankadaki vadesiz mevduat hesabınız üzerinden otomatiğe bağlayabilirsiniz. Eğer hesabınızda paranız varsa, günü gelince faturanız hesabınızdan otomatik olarak ödenir. Bu biraz zengin işidir. Borçluluğu yüksek bir ülkenin insanları olarak bize gelmez. İkinci yöntem, vadesiz hesabınız vardır ama bu hesaba yatıracak çil çil paranız yoktur, vadesiz hesabınıza kredili mevduat ürünü tanımlatarak, terse döndürme yani kredilendirme özelliği kazandırmışsınızdır. (Eğer ilgili bankadan maaş alıyorsanız, kredili mevduatınız çok daha hızlı tanımlanır) Bu durumda faturanızın son ödeme tarihi geldiğinde hesabınızda paranız olmasa da, size tanımlanan limitler dahilinde kredili mevduatınız çalışır ve faturanız ödenir. Ay sonunda da maaşınızla kredili mevduat borcunuzu kapatırsınız. Ama bunun bir dezavantajı var, bankalar kara kaşınıza, kara gözünüze kredi vermez, faiz alır. Yani bir yandan boru gibi doğalgaz faturasını öderken, diğer yandan bankaya da, faturanızı ödeyebilmek için kullandığınız kredinin faizini ödemek zorunda kalırsınız. Biz bordro mahkumları için en karlı yöntem faturaların kredi kartı üzerinden otomatiğe alınmasıdır. Çünkü kredi kartı size ayın ortasında cebinizde beş kuruş para yokken, faiz falan işletmeden faturalarınızı ödeme kolaylığı sağlar. (Faiz falan işletmeden dediysek, kartınızın ekstresinin son ödeme tarihini geçirmemeniz koşuluyla) Böylece kredi kartlarını tüketim çılgınlığının körüklediği gereksiz alışverişler için değil de, zaten zorunlu olan fatura ödemeleriniz için kullanmış olur, bir yandan da puan kazanırsınız, ballı börek olur.
-Film izliyoruz. Belirli bir site yok, arıyoruz bir film, bulduğumuz yerde indirmeden, direkt izliyoruz.
-İmeem’den müzik dinliyorum.
-Arada radyo dinliyorum.
-Tamam ya itiraf ediyorum MP3’üme şarkı da indiriyorum. Evet tamam telif hakları falan da. Milyonlarca şarkı var ve ben dünyanın tüm müziklerini dinlemek istiyorum. Bütün bu albümleri almaya para yetmez.Ve bu şarkılar internette mevcut. Dinlemeyecek miyim? Bu gayet insanca bir istek değil mi? Bir formül düşünsünler. İnternet servis sağlayıcım benden aldığı paranın bir kısmını sanatçılar birliğine versin mesela. Öfff bunu da ben mi düşüneyim?
-Yahoo ve Gmail’in e-posta servislerini kullanıyorum.
-Blogger’ım bu beni çok mutlu ediyor
-Twitter’ım bu beni bunalıma sürüklüyor, çünkü hızına yetişemiyorum.
-Alışveriş yapıyorum. Kitap, gıda, ufak tefek eşya v.b.
a)Kitapları D@R ve İdeefix’ten alıyorum
b)Gıda için Migros’a bir kez şans verdim olmadı. Getirdikleri paketli gıdaların son kullanma tarihleri çok yakındı. Açık aldığım gıdalar berbattı. (Ramazan’dı sanırım babaanneye pastırma söylemiştim, hem de kalitelidir diye en pahalı olanından, berbat bir şey gelmişti, aynı şey getirdikleri zeytin için de geçerli.) Nazilli’den İpek Hanım’ın çiftliğinden verdiğim sebze siparişlerinde hiç hayal kırıklığına uğramadım. Bu aralar alamıyorum, babaanne pazar zevkini engellememe bozuluyor.
c)Gitti Gidiyor’dan Yaman için termal bir beslenme kutusu aldım.
d)Gitti Gidiyor’dan sahaflardan birinde Gökkuşağı Ansiklopedisi set halinde satılıyordu, özel mesajla şansımı denedim, takımı bozdurup, sadece Mitoloji cildini almayı başardım. Aslında bende vardı o cilt, bir arkadaşım aldı getirmedi, içindeki resimler çok güzeldi, Yaman için evde olması gerekiyordu. (Detay detay detay... Daha kısa yazmalıyım!)
e)Gitti Gidiyor’u kullanmadığım eşyalarımı satmak için kullanmayı ciddi ciddi düşünüyorum.
f)Bilet alışverişi yapıyorum. Otobüs, konser, tiyatro v.b.
-Takip ettiğim blogger’ların yazılarını Bloglines üzerinden okuyorum.
-Bazı gazetelerin köşe yazarlarını okuyorum.
-Etsy’nin özellikle sanat kategorisini fikir çalmak için kullanıyorum. Yaman’la resim yaparken işe yarıyor.
-Sanal Müzeleri geziyorum. Yaman’a da alıştırdım. Eczacıbaşı Sanal Müzesini çok seviyor.
-Yaman’ın iyi bir okur olması kadar, görsel sanatlara da ilgi duymasını istiyorum. (En azından iyi bir izleyici olması için) Bu nedenle yabancı illustratörlerin bloglarını takip ediyorum. Yaman’la resimlere bakıyoruz. Üzerine konuşuyoruz.(Yabancıları takip ediyorum dediysem yerliler alınmasın çünkü bizim çizerlerimiz pek blog tutmuyorlar, yoksa niye takip etmeyeyim değil mi?)
-Yaman oyun sitelerinde Mario ve Tangram oynuyor.
-Mehmet karşılıklı oynanan sitelerde King oynuyor.
-Ali Bey karşılıklı oynanan sitelerde satranç oynuyor.
-Belediyelere yollar, üst geçitler, parklarla ilgili şikayet yazıları yazıyorum.
-RTUK’e Televizyondaki yarışmalarla ilgili şikayetler yazıyorum. Reyting uğruna çocukları ve genç kızları lolita mantığıyla kullanmaları sizi de rahatsız etmiyor mu? Boşverin zaten RTÜK benim gibilerin şikayetlerini dikkate almıyor, onların sansürü sağlıklı tartışmaları kapsıyor.
-Bazı internet gruplarına üyeyim, genelde izleyiciyim, aktif değilim.Apolitik bir tip olduğum için bu grupların hiçbiri siyasi değil. Gıda ve çocuk gelişimi ile ilgili gruplar.
-Facebook kullanmıyorum. Sadece Yaman’ın İdare Edemem Anne videosu ile ilgili facianın ardından kurulan fan grubuna bakmak için bir Facebook hesabı açmıştım. Bir iki defa bakıp çıktım.
-Japonya ve Avustralya’da okuyan yeğenlerimle görüntülü görüşebilmek için Skype kullanıyorum.
-Tabii ki aramalarım için Google’ı kullanıyorum. (Geçenlerde bir TV programına çocukların oynadığı oyunlarla ilgili tehlikeleri tartışmak üzere bir uzman grubu çağırdılar. İnternet suçları ile ilgili bir devlet görevlisi de katılmıştı. Adamın hangi dairede çalıştığını, ismini falan bilmiyorum ama konuşmalarından çıkardığım kadarıyla bilgisayarın düğmesinin yerini bile bildiğini sanmıyorum. İyi ki de öyle. İnternet sansürümüz evet meşhur ama bir de bu işi bilseler ne yasaklar geliştirecekler kim bilir. Bant Dergisinde Çin’deki internet yasaklarını okudum da dudağım uçukladı. Google zaten kullanamıyorlar, yerli malı yurdun malı bir arama motoru yapmışlar, orada da sakıncalı kelimeler filtreli, yani arayamıyorsun. Bu kelimelerden biri de “soykırım”, devletimiz bir bilebilse bizim de ilk filtreleyeceğimiz kelimelerden biri bu olurdu herhalde.)
-TDK Sözlüğü, Sesli Sözlük ve Google Translate kullanıyorum.
-Photoshop programımda kullanmak için araçlar indiriyorum.
-Bazı e-dergileri takip ediyorum. Ama itiraf ediyorum dergiler eğer İyi Kitap gibi pdf formatındaysa bastırıyorum. Ekrandan okumaya hala çok ısınamadım. Blog ve gazete köşelerini okuyorum ama dergilere alışmam zaman alacak.
-Elbette Youtube ve Video Google'dan video izliyorum. Yoga videoları çok işime yarıyor.
-e-How sitesini de çok kullanıyorum.
Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Evet siz neler yapıyorsunuz internette?
İnterneti Ne Amaçla Kullanıyorsunuz?
Etiketler: Teknolog Aslı
Bir Kahve Fincanının Yaratıcılığa Etkileri

Yıllarca yukarıda fotoğrafı bulunan Kırmızı Nescafe Fincanına sahip olmayı hayal ettim. Sonunda bugün bu hayalim gerçek oldu. Her zaman olduğu gibi ambalajı da evimizin atık toplayıcısı Yaman'a gitti. 
Kısa bir süre içinde, hayalini kurduğu Cafe'nin yazar kasası (üstte), yemek kuponları ve tezgah üzerinde bulunan malzemeleri gösteren resimleri eşliğinde yanımıza geldi.
Detaylar: Yemek kuponlarının üzerindeki dumanı tüten kasede çorba var, ve 1 çorba alana, 1 bardak fıçı* bira bedava. Kuponların üzerindeki karalamalarda da bu detaylar yazılı. Bunlar çocuk yazısı. 
Tezgah üzerinde kahve makinası, kupa, sürahi falan var, duvarlarda fiyatlar yazıyor.Ha tabii ki dumansız hava sahası.
İtiraf ediyorum:
-)Bu çocuk ona alınan oyuncakların hiçbiriyle ambalaj atıklarıyla oynadığı kadar oynamadı
-)Bu çocuğa aldığım en yararlı malzemeler boya kalemleri ve resim katalogları oldu
-)Bu çocuğun sanatla falan pek alakası olmayacak, yaratıcılığını nakde çevrilebilir işler için kullanacak.
*Hayır neden fıçı bira?
Etiketler: Yaman Büyürken, Yaman'ın Oyunları
Günün Sorusu
-Giyiniyorum çıkar mısın oğlum?
-Anne dansözler göbekleri, bacakları açık dans ediyor, onlara bakabiliyorum. Sana niye bakamıyorum?
-Ben dansöz müyüm oğlum?
-Peki ama seni plajda çıplak görebiliyorum?
Neyse ki servisimin gelmesine 5 dakika vardı ve sonra konuşuruz diyerek geçiştirdim. Zira sabahın köründe normal/anormal algısı üzerine zihin açıklığına sahip bir velede laf yetiştiremeyecektim.
Çocuk, Kitap, Hayat Pahalılığı Vesaire
Biz Yaman'a kitap yetiştiremiyoruz. Bunu öyle aman da çocuğumuza kitapları sevdirdik övüncüyle söylemiyorum. Evet sevdi o ayrı. Ama kitaplar çok pahalı be. Ben işte ucuz olsun diye internet üzerinden hemen hemen %20 daha ucuza alıyorum ama gene de pahalı. Bu bizim düdük için bir gelenek oldu, kitap okunmadan uyumuyor. Adam sevdiklerini tekrar tekrar 20-30 defa okutmasa iyice bittik demektir. En son toplu siparişi herhalde yazın vermiştim. Hepsi bitti. Tekrar tekrar okundu cılkı çıktı. Şimdi onlar Yaman okumayı sökene kadar kenarda bekleyecek. (Sonra tekrar kendisi okuyacak, hem de bize, bunca yıl emek verdik, biraz da o bizi uyutsun değil mi?) Benim son 2-3 yıldır kazandığım bir alışkanlığım var, bloglarda, şimdilerde twitlerde bahsedilen ve ilgimi çeken kitapları ideefix veya DR hesabımda favorilerime ekliyorum, biriktiriyorum. İşte yıllık bir plan yapıyorum, mesela yılda 4 defa toplu alışveriş yapılacak. Alışveriş zamanı gelince yekünü görünce gözlerim pörtlüyor. Hadi bakalım Yaman'ın okumasından kısmamak için kendi okumamdan kısmak zorunda kalıyorum bu sefer. Bu kitabı sonra alırsın, boşver, evde okunacakları bitir hele gibi bahanelerle kendimi teskin etmeye çalışıyorum. Ulan zaten hep taksitle alıyorum. Bütün bir yıl kitap borçları ödüyorum. Son siparişle gelen kitaplar tükenince bizi bir telaş sardı tabii. Tam yıl sonu, vergi dilimi artmış, maaş kuşa dönmüş. Bütçe her zaman ki gibi darma duman. Zaten kış geldi, doğalgaz girecek boru gibi. Ha zaten elektrik doğalgazla yarış halinde bilmiyorum farkında mısınız? Neyse Mehmet dedi, dur, biraz sıkalım dişimizi bizim kitaplara başlayalım. Ben korktum tabii Stephen King falan okur, manyak eder çocuğu diye. Önce Jack London'dan başladık. Sarmadı. Henüz zamanı değil. Sonra fantastikleri deneyelim dedi. Belgariad Serisine başlandı. Neyse o sardı. Şimdi ikinciye geçtiler. Seri bitene kadar rahatız da. Durum iyi değil. Bu çocuğun bir an önce okumayı sökmesi, eski kitaplara dönmesi şart. Batacaz yoksa. Var mı bildiğiniz, 10 TL'nin altında, 500 sayfa kalınlığında çocuk kitapları? (Ya hikayeydi gülüyorduk, gezgin kitapçılık yaygınken Anadoluda kütüphanesini metreyle ölçüp, ona göre kitap alanlar vardı. Benim ki de o hesaba döndü be:)Neyse İdeefixte fiyat duyarlı tarama yapayım ben. Jules Verne kitaplarına başlamalı. Onlar herhalde bir 3 ay götürür bizi. Adam hem bilim kurgunun babası. Gerçi günümüzde kurgusu kalktı ortadan. Hepsi bilimsel gerçek oldu ya neyse.
Etiketler: Günlük Hayat, Yaman Büyürken
Twitter Bir Ruh E-Şeysi
Ben ki Temmuz ayından beri hergün aralıksız Yoga yapıyor, her şeyi yavaşlatmaya çalışıyor, kendimi akışa bırakıyor, takma kafana tokadan başka gibi demode esprilerle gün geçiriyorum. Sonra uzanıyorum koltuğa öyle Romalılar gibi. Giresunlu arkadaşımın getirdiği fındığım bir yanda, eniştemin Tunceli’den getirdiği cevizim diğer yanda, Çankırı’dan gelen Kuşburnu çayım, Kınık Sodam, Kaynak Suyum…Güzel ülkemin bu nadide lezzetlerine şükrede şükrede kuruluyorum koltuğa. Saatlerce kımıltısız kalacağım. Kitap okuyacağım. Gözlerim kapanır gibi olursa, TV’yi açıp, hiçbir işime yaramayacak programların hiçbir çaba harcamadan zihnime akmasını sağlayacağım. Ama ruhum huzur bulmuyor. Çünkü Twitter diye bir naneye üye olmuşum. Ya takip etmekte olduğum 142 kişi ve kurumdan herhangi biri benim veya Yaman’ın veya Mehmet’in veya bu dünya üzerinde sevdiğim herhangi birinin işine yarayacak bir sır verdiyse? Öffff.
TV ve bilgisayarın sonu ne olacak? İnsan sınırsız bilgiye nasıl ulaşacak? Ruhu nasıl huzur bulacak? Bu ve buna benzer sorular beni bitiriyor.
Bir gün gelecek insanların kıçına çip yerleştirecekler. Bir gün gelecek, insanlar o çiple her şeye vakıf olacaklar.
İşte ben o gün o çipi sökecek ve kendimi özgür kılacağım.
Niye ben böyleyim? Öldürücü bir kedi merakı. Kullanılabilir bilgi avcılığı. O bilgilerle insanlara yararlı olma arzusu. E hemşire olaydın o zaman, doktor olaydın. Bu ne ya? Sıkıldım kendimden. Öffff. Off'tayım bu ara. Twitter'a falan da bakmıycam işte.
Etiketler: Günlük Hayat



