Anneliq



Açıkça bir anne olmayı seçen bir kadının ruhu solup, ölmeli mi?*


*O yazıyı hiç yazamasaydı, çek veya çük gibi çözümleri olmasaydı daha iyi bir film olabilirdi. Gene de Uma diyoruz.

Bir Soru

Çocuklarınız saat kaçta uyuyor?

Not:Yaş belirtirseniz sevinirim.

Her Çocuk Öğrenebilir

Bir de tüm bu beklentilerin farkında olup derslerinde başarısız olduğunun ve anne-babasını üzdüğünün bilincinde olan çocuğunuzun yaşadığı yetersizlik duygusunu düşünün… Ne yaparlarsa yapsınlar doğru okuyamayan, ne kadar dikkatli dinlerse dinlesin eve döndüğünde öğretmenin anlattığını bir türlü hatırlayamayan ya da bir türlü organize olamayan çocuklar; aslında hataları olmayan, doğuştan getirdikleri bir zihinsel yapının, öğretmenlerin, eğitim sisteminin, kalıplaşmış öğretme metotlarının ve ne yazık ki kendi anne-babalarının yargılamaları kıskacında hak etmedikleri bir bedel ödemekte ve kimi zaman bir ömür boyu taşımak zorunda kalabilecekleri etiketlere maruz kalmaktadırlar.

Hayat Bilgisi

Ben Yaman'ın karnesini yazmayı unutmuşum. Bütün dersleri dört. Sadece Hayat Bilgisi beş. Mehmet'in yüzü düştü biraz. Çünkü o hep okulun parlak çocuğu olmuş, takdirnameler bilmem ne. Benim içinse değil dört, üç bile muhteşem bir nottu. Karnem daima spor toto gibi 0-1-2 şeklinde gidiyordu. Artık bence karneler gerçekçi değil. Yeni dünya düzeninde karne de olmamalıymış o ayrı tabii. Bence Yaman'ın sadece Hayat Bilgisi dersinin beş olması çok anlamlı. İnsanın hayat bilgisinden başka neye ihtiyacı var ki?

Farkındalıq

Ne için gittiğimizi hatırlamıyorum ama sanırım ya bir sergi, ya da bir çocuk etkinliği için Beyoğlu'na gitmek üzere yola çıktık. Yaman deniz yolcusudur. Martı besleyecek, mutlu olacak. Otobüs durakları her seferinde değişiyor zaten. Kolumdan tutup, boşver otobüs aramayı hadi vapura binelim diye çekiştirdi. Vapura binerken döndü ve farkında mısın anne, eğlenceli etkinlikler için hep karşıya geçiyoruz, bizim yakada hiçbir şey yok dedi. E Süreyya Operasına ne diyeceksin dedim. E tamam da bir Süreyya Operası var, başka ne var ki dedi. Harbiden düşündüm de Yaman'ı Anadolu Yakasındaki bir çocuk etkinliğine hiç götürmemişim. Ama gerçekten de hiç bir şey yok ki.

Güzel Şeyler

Şu blog dünyasının Binbir Gece Masalları konseptine bayılıyorum. Bugüne kadar Yaman'ı büyütürken yararlanabileceğim bir çok kaynak buldum. Bugün de Şüpheci Melek'in blogundan Nalıncıkeseri'nin bloguna ulaştım. Nalıncıkeseri'nin şu yazısına tıklayarak Çocuklar İçin Eleştirel Düşünce Kılavuzunu indirebilirsiniz.

Uçurtma Atölyesi


Aslında uçurtma uçurmak için mevsim uygun değil ama yapmayı öğrenmenin mevsimi yok. Tatili fırsat bildik, Uçurtma Atölyesine gittik. Yaman'a Uçurtma Müzesini de gezeceğini söylediğimde kafasında İstanbul Modern büyüklüğünde bir müze hayal etmiş olacak ki, anne burası çok küçüüüük diye sızlandı. Ancak içeri girip, Mehmet Bey'le tanışınca bütün sıkıntısı uçuverdi. Mehmet Bey bir yandan uçurtmayı nasıl kaplayacağını tarif ederken, bir yandan da Derneğin faaliyetlerinden bahsediyor, arada ilginç sorular sorarak, Yaman'ın dikkatini diri tutuyordu. Önce uçurtma malzemelerini anlattı, uçurtma yaparken dikkat edilmesi gerekenleri, nasıl kaplanacağını, ipinin ölçülerini, bağlama şeklini, kuyruk ölçülerini ve kuyruk yapımını, uçururken dikkat edilmesi gerekenleri de öğrettikten sonra, dünyanın dört bir yanından gelen uçurtmaları teker teker tanıttı, müzede canlı olarak gösterdiği uçurtmaların havada uçarken çekilmiş fotoğraflarını da gösterdi. Uzak Doğu'da Uçurtma'nın ayrı bir yeri olduğunu öğrendik. Keşke bizim okullarımızda da ders olarak okutulsa veya Resim, El işi derslerinin içinde uçurtmanın da özel bir yeri olsa.

Uçurtma Dünyası, okullara da ders veriyor. Mehmet Bey anaokulu çocukları için ayrı, ilkokul çocukları için ayrı boylarda çalışma masaları bile tasarlamış. Üstelik dersler uçurtma malzemesiyle gelenlere ücretsiz. Malzemesi olmayanlara da çok cüzi bir ücretle uçurtma malzemesi temin ediyorlar. Ders için ayrıca bir ücret almıyorlar.

Atölyeye katılanlara bir de katılım belgesi veriyorlar.

Uçurtma Şenlikleri de Nisan Mayıs aylarında başlıyormuş. Bu sene Yaman'ı götürmek istiyorum.

Uçurtma Dünyası'nın Linkine buradan ulaşabilirsiniz.
Atölyeye katılamayanlar dert etmesin bu linkteki videolara girerek adım adım uçurtma yapımını öğrenebilirsiniz.

Kar Coşkusu


Cumartesi pazar bizim buralarda zevkle oynayacak kadar kar birikmedi. Yaman çıldırdı tabii. Bu sabahta bir şey yoktu. Ancak yağıştan bir şeyler birikeceğini anladım. Saat 15.00'e kadar sabrederse çok zevkli saatlerin bizi beklediğini söyledim. Uzun uzun kahvaltı ettik. Ödevlerini yaptı. Biraz bilgisayarda oynadık. Resim yaptık. Tüm bunlar yapılırken, mütemadiyen "anne çıkmamıza kaç dakka kaldı" sorusunu sordu. En sonunda erken çıkmak için öyle yaratıcı bir bahane buldu ki, pes ettim. 1 Saat erken çıktık.

Bahane: Anne eğer bir an önce çıkıp yem götürmezsek çayırdaki kuşların hepsi ölecek.

Şerefsiz yemi fırlattığı gibi attı kendini karlara.

Fırtınada bir ağaç devrilmiş yazık.

Bu minyatür kardan adamlar tamamen Yaman'ın tasarımı. Farkındaysanız anne Çinli. Aslında bir kız bir erkek yapacaktı. Sanırım erkek Cedric, kız Chen olacaktı. İkincisine biraz üşenince küçük kaldı, ana oğul oldular.

Tip olarak benzemese de bazen öyle bir duruşu var ki, aynı abim.

Yaman'ın objektifinden.

Nazlı 3 Oldu

Günaydın


Daha güne gözlerimi açmamışım, üzerimde bir küçük adam, yanaklarımı öpüyor, ıslak ıslak, tıpkı Bloo* gibi, lütfeeeeeennnnn diye yalvarıyor. Öğretmeni ödev vermiş, hergün hece kitabından 5 cümle okutulacak ve o 5 cümleyi bakmadan defterine yazacak, hikaye kitapları da her gün düzenli okutulacak. Dert şu;
-Anne lütfen bugün 4 cümle okuyup yazayım, yarın 6 okur yazarım.
-Hayır Yaman, her gün 5 tane.
-O zaman akşam kitap okumam.
-Yaman bunlar pazarlık meselesi değil.
-Anne ben okuyup yazmaktan nefret ediyorum.
-E o zaman yorma bizi Yaman, yok ben yapamam diyorsan alalım seni okuldan olsun bitsin.
-Hayır almayın.
-Oğlum orası eğlence merkezi değil, okul, okumak için gidiyorsun oraya, bak Yaman sadece zeka hiçbir işe yaramaz, çalışmadan olmaz.
-Anne sadece bu günlük 4 cümle yazayım, lütfeeeeeeeeeeennnnnn.
-Ne halin varsa gör Yaman, ömrümü yedin, okuma ulan yazma, git başımdan sabahın 7'sinde adamın derdine bak ya.
-Tamam anne tamam, 5 cümle yazıcam ama ne zamana kadar gidecek bu böyle?
-15 Yıl böyle gidecek Yaman, 15 yıl, sana kolay da ben nasıl geçirecem bu 15 yılı bilmiyorum (İçimden düşünüyorum, en sıkıntılısı hangisiydi? Kendi okul hayatım mı? Yaman'ın okul hayatı mı? Daha ilk yıldan yıldım ya.)

*Bu ara en sevdiği çizgi film olan; Foster'ın Hayali Dostlar Mekanındaki Bloo. Bir de şu tavşan meselesi var, bütün çizgi filmlerde en kıl karakterler neden hep tavşanlar olur?

Deli Kar


Yaman günlerdir, aylardır değil, yıllardır adamakıllı bir kar yağmasını bekliyor. Bu sabah yağışın başladığı andan itibaren artık sabrının son noktasındaydı. Hadi çıkalım anne, hadi hala, hadi çıkalım oynayalım. Ovvvvlum daha tutmadı, olmaz, şu an zevkli olmaz, yuvarlanılmaz, kar topu yapmamız bile zor olur... Çizgifilmler, oyunlar, okumalar, resimler. Zor zaptettik.

Sonunda havanın kararmaya yüz tuttuğu saatlerde halasıyla 10 dakikalığına çıktılar. Meğer bütün komşu çocukları birinin açılışı yapmasını bekliyormuş. Ama kısa sürede henüz oynama kıvamına gelmediğini anladılar. Aman biz çocukken ne güzeldi, her yıl mutlaka yağardı kar. Şimdiki gibi çocuklara kar göstermek için Kartepe'ye mi, Uludağ'a mı götürsek gibi sosyetik düşüncelere mi dalıyordu anamız?

Okuyan Oğlum


Sonunda okudu. Biliyordum. Geronimo Stilton kitaplarının faydası olacağını biliyordum. Daha önce serinin üç kitabını bulabilmiştik. Kalan iki kitabı Yaman bir kitapçıda gezinirken buldu. Ve bu akşam Zümrüt Gözün Gizemi'ndeki bütün başlıkları okudu. Tamam sular seller gibi değil ama okuyor işte. Nasıl sevinçliyiz anlatamam.

Bu kitapları hep sevmiştim zaten. Rengarenk, şenlikli yazı karakterlerinin Yaman'ı coşturduğunun farkındaydım.


Kitap okundu kapandı, uykudan önce birbirimize sarılırken aramızda geçen diyalog:
-Oğğğğğğ, canım oğluuuuummmmmm.
-Beni artık 'okuyan oğlum' diye sev anne!

Özlem Pansiyon


Ben bu blogu Seyahat Bursu ile ilgili duyuruyu incelemek için açmıştım, sonra diğer yazılara da bakayım dedim. Çok matrak bir blogmuş. Takibe almakta fayda var. Hemen Bora Bey'e de bildireyim demiştim ama azılı seyyahtan kaçar mı, çoktaaaan keşfetmiş, linklemiş bile.

Akvaryum Gezisi





Bunlar ne balığıdır hiçbir bilgim yok. Hatta ben bunların şimdi, fotoğraflara bakarken farkına vardım.

Dili dışarıda:)



Buradaki fotoğrafların bilinçli çekildiğini zannetmeniyin sakın. Çocuk, çocuk, çocuk, çocuk... Mısır patlağı gibiydiler. Kafa saymaktan balık falan görmedim ben. Üstelik makina sol elimde, akvaryuma doğru tutup, balıklara hiç bakmadan deklanşöre basarken, bir yandan da sağ elimle çocukları toplamaya çalışıyordum. Arada sayı tutmayınca başka okulların çocuklarını bizimkilere katmaya kadar vardırdım işi. Bir daha okulla geziye katılmak mı? Asla. Yaman'ın cebine, öğretmeninin, bizlerin telefon, adres ve okul bilgilerini koyup, salacam çayıra, mevlam kayıra. Kaybolursa da insaniyet namına biri arar artık. Tövbe ediyorum.

Yukarı Bak


Hafta sonu çekirdek aile paketi çekirdeğimiz kucağımızda, Yukarı Bak filmini izlemek üzere koltuğa kurulduk. Filmin girişi nefisti. Çocukken başlayan arkadaşlık aşka dönüştü, evlendiler. Çocukluklarından beri düşledikleri yere gitmenin hayaliyle para biriktirip durdular. Her seferinde bir aksilik çıktı ve kumbaradaki para başka başka yerlere gitti. Sonunda kadın hastalandı ve öldü. Ben çok üzüldüm. Yaman yüzümü okşayıp teselli etmeye çalıştı. Evet biraz üzücü ama beraber çok mutlu oldular dedi. Bu ara böyle büyük adam gibi laflar ederek teselli ediyor beni. İçimden filmdeki o karelerin bizim hayatımızla ne kadar özdeş olduğunu geçirdim. Ve sabah oldu, Mehmet aradı, Aslı yolda kaldım, araba arızalandı, tamirciye götürüyorum. Zaten araba dediğini de işe güce koşuyor ama yakında ortadan ikiye ayrılarak intihar edecek kadar bunalımlı bir şey. Her yıl en az 1,5 milyar yiyor şerefsiz külüstür. Filmdeki kumbara kırma sahnesi gözümde canlandı. John Lennon’u andım. Hayat sen başka planlar yaparken başına gelenlerdir.

Akşam arabayı itmekten beli kitlenen Mehmet’i görüp koyverdim sonunda. Her şey filmdeki gibi. Her şey bu kadar kötü olmak zorunda mı, hep bir aksilik çıkmak zorunda mı, sonunda geberip gideceğim zaten… Yaman banyoya koştu ve neden her şeyi kafama taktığımı sordu, sen öyle olmayacaksın, çok uzun yıllar yaşayacaksın, bunları düşünme anne, bir kitap al eline, arkana yaslan oku, kafanı dağıt, ben hep öyle yapıyorum, iyi geliyor. (!) (Sular seller gibi kitap okur zaten!)

Benim çok stresli olduğumu görünce paşa paşa girdi yatağa. Biraz sohbet ettik. Yaman’ın okulu akvaryum gezisi düzenleyecekti. Baktım isteyen veliler de katılabiliyor. Birlikte olma fırsatı diye düşünüp 2 kişilik para yolladımdı. İznimi de ayarladım. Perşembe gideceğiz. Yaman, anne dedi bir arkadaşım hiçbir geziye katılamıyor. Hiç paraları yok. Ben gene üzüldüm ve ben gelmeyeyim, benim için ayrılan yeri arkadaşın için kullanalım dedim. Kıyameti kopardı. Kendimden başka herkesi düşündüğümü, her şeye üzüldüğümü, bir daha benimle hiçbir konuyu paylaşmayacağını söyledi. Israr etmedim.

Bir yandan da hala okumayı sökemediğine üzülüyorum. Mehmet’in, dükkanının yanında Köy Enstitülü bir öğretmen emeklisi komşusu varmış. Dün naapıyor bizim hayta diye sorunca da Mehmet okumayı bir türlü sökemediğini, ödevlerini yapmadığını anlatmış. Öğretmen el yazısı güzel mi demiş. Evet cevabını alınca da ama kötü yazıyor değil mi demiş. Mehmet şaşırarak ikinci eveti söyleyince, dert etmeyin demiş, sadece okutun, yazdırmaya uğraşmayın. Çocukta sorun varsa okuyamadığı gibi yazamaz da, yazabildiğine göre bir sorun yok, bir anda okuyacak, kendisi bile şaşıracak, okumaya başladıktan sonra yazısı da düzelecek, şu anda okuyamadığı için sıkıntısı var, ödevleri ondan yapmıyor demiş. Mutlu bir habere öyle ihtiyacım var ki. Doğru ya da yanlış hiç önemli değil, bu söyledikleri biraz olsun iyi geldi.


Not:Aslında Yaman’ın dediği doğru olabilir, benim başka bir şeylere odaklanmam gerek. Yaman’ın büyüyünce izlemesini istediğim filmlerin listesini yapacağım. Hani benim izleyip de çok etkilendiğim filmlerin listesi. Bir nevi miras. Ne bırakacaz ulan para mı var, böyle şeyler bırakacaz artık:)